Uygunluk alanı. Korktuğumuzda kendimize sarıldığımız sıcak bir yastık. Tanıdık rotalar, alışkanlık haline gelen roller, tekrar eden günler. Onu seviyoruz. Ona sarılıyoruz. Ancak, en büyük engel, kim olabileceğimize giden yolda bizi en çok engelleyen de bu. Pazarlama: büyüme istiyoruz, ancak istikrarı seçiyoruz. Değişimler hakkında hayal kuruyoruz, ancak alışkanlıkların kafesinde kalıyoruz. Bu makalede, neden uygunluk alanı bir koruma değil, bir hapisane olduğunu ve kırılmadan bilinmeyene adım atmanın nasıl yapılabileceğini inceleyeceğiz.Uygunluk alanı gerçekten ne demek? Bu kadar çok bir alan değil, daha çok bir durum. Kendimizi güvenli hissettiğimiz bir durum. Burada kuralları biliyoruz ve sonuçları öngörebiliyoruz. Bu, mutluluk sağlamayan ancak istikrar sağlayan bir iş olabilir. Artık gelişmeyen ancak alışkanlık haline gelen ilişkiler. Her şeyin tanıdık olduğu, usandırıcı hale gelen bir şehir. Dışarıdan uygunluk alanı sakin görünse de, aslında çoğu zaman bir durağanlık alanıdır. Burada büyümez, sadece yaşarız.Neden uygunluku tutarız? Cevap basit: korku. Bilinmeyene, başarısızlığa, yargılamaya karşı korku. Beyin, evrimleşme sürecinde riski kaçınmayı programlanmıştır. Antik çağlarda bu yaşamı kurtardı. Bugünse, potansiyeli öldürür. Uygunluk alanından çıkacağımızı düşündüğümüzde kontrol kaybedeceğimiz korkusu içindeyiz. Ancak, kontrol bir yanılsamadır. Zaten kontrolü bile yokuz. Uygunluk alanı sadece kontrolün bir yanılsaması yaratır. Gerçek büyüme, burada tanıdık olmadığımızı kabul ettiğimiz yerde başlar.Uygunluk alanı nasıl kişiliği sınırlar? Yeni bir şey olmayınca, gelişmeziz. Becerilerimiz büyümez, vizyonumuz genişlemez. Aynı düşünceleri, aynı tepkileri tekrar ederiz. Kişiliğimiz düzleşir. Kendimizi şaşırtamaz hale geliriz. Bir an sonra, hayatın geçtiğini ve yerinde durduğumuzu fark ederiz. Uygunluk alanı güvenlik değil, yavaş yavaş ölmektir. Fiziksel değil, kişisel.Uygunluk alanını aşmanın ilk adımları Uygunluk alanından çıkma, paraşüt atlamak gibi bir şey değil ...
Читать далее