Zenginlik ve yoksulluk sadece hesap durumları değildir. Bu, farklı etik sistemlerinin oluştuğu tam anlamıyla evrenlerdir. Zenginin ve yoksulun etiğini ayrı ayrı konuşabilir miyiz? Elbette. Ancak ortak bir nokta da vardır. Her iki etik de hayatta kalmak, onur ve dünya ile ilişkileri nasıl kuracağımız hakkında odaklanır. Zenginin etiği: sorumluluk ve özgürlük Zengin bir kişi genellikle daha fazla seçim özgürlüğüne sahiptir. Gerek ihtiyaçlarını gerekse başkalarını etkilemek için kaynakları vardır. Bu yüzden etiği genellikle sorumluluk etrafında inşa edilir: kendi sözleri, yatırımları, işi için. Sadece para kazanmaz — iş yerleri yaratır, vergi öder, hayırseverlik faaliyetlerinde bulunur. Ancak bu etik de karanlık bir yüzü vardır. Para, herşeyi yapabileceği hissi yaratır. Zengin, kendini «seçilmiş» olarak gösterebilir, yoksulları ise «kötü şanslılar» olarak gösterebilir. Bu, adaletin algısını bozar. «Kazandım, bu yüzden hak ediyorum. Sen kazanmadın, bu yüzden çalışmadın» gibi bir mantık, yoksulluğun yapısal nedenlerini göz ardı eder: eğitim erişimi, başlangıç sermayesi, sosyal sermaye. Zenginin etiği, fırsatların etiğidir. Sadece cömertlik değil, aynı zamanda teslimiyet gerektirir. Başarıların sadece kendi çabalarınızdan değil, aynı zamanda şans, toplum, aile hediyesi olduğunu kabul etmek zor. Bu zor, ancak bu, akıllı zenginlerin sadece «paralı torbalarından» farklılaştırır. Yoksulun etiği: onur ve uyum Yoksul, katı sınırlar içinde yaşıyor. Etiği, zorunlulukların baskısı altında şekillenir. Bu, hayatta kalmak etiğidir: çocuklarını nasıl besleyeceğim, evimi nasıl koruyacağım, toplumun gözünde yüzümü nasıl koruyacağım. Yoksullar genellikle daha kolektivisttir: akrabalarına, komşularına, arkadaşlarına güvenirler. Dayanışma, hayırseverlik değil, hayatta kalmak bir yoludur. Yoksulluk kendi gururunu da içerir. «Hırsızlık yapmayacağım, hatta açlıktan da değil’. Bu sadece bir ahlak değil, sürekli olarak aşağılanılan bir dünyada kendi onurunu koruma bir yoludur. Yoks ...
Читать далее