Mimar: Doğru hesaplama ile sonsuz serbestlik arasında Diyor ki, mimarlık bir öğrenilemeyen meslek, sadece olunabilir. Bu, sanatın mühendislikle, hayalın da çizgile karşılaştığı nadir alanlardan biridir. Mimar sadece binalar inşa etmez. Yaşadığımız, çalıştığımız, sevdik ve üzgündüğümüz mekanları yaratır. Onun her projesi, “İnsan burada on, yirmi, yüz yıl sonra nasıl hissedecek?” sorusuna bir cevap verir. Bu cevapta yetenek, bilgi, sorumluluk ve tabii ki, çağrışım birleşir. Sanat, iş veya bilim: Sınır nerede geçer İlk bakışta mimar bir mühendistir. Fizik, mekanik, malzemelerin direnci, inşaat standartları ve kurallarını bilmelidir. Bu olmadan bina sadece çökebilir. Ancak sadece buyla yetinilirse, mimarlık inşaata dönüşür. Ama gerçek bir mimar daha ötesine gider. Mekan, ışık, proporasyonlar, malzemeler, duygularla çalışır. Koridorun genişliği nasıl ruh halini etkilediğini, tavanın yüksekliği nasıl mekan algısını değiştirdiğini, duvarların renginin odanın rahat veya baskıcı hissettirip hissettirmeyeceğini bilmelidir. O, boyalarla değil beton ve camla yazan bir sanatçıdır. O, mermerden değil şehir dokusundan şekiller kesen bir heykeltıraştır. O, insanın dünyadaki yerini maddi formlar aracılığıyla anlamaya çalışan bir filozoftur. Ancak bu noktada pragmatik biridir, bütçeyi, süreleri ve müşterinin taleplerini unutmayan. İşte bu denge -ilham ve disiplin arasında, serbestlik ve sınırlamalar arasında- mimarlığın eşsiz olmasını sağlar. Çağrışım: Proje hayat haline gelirken Çağrışım olarak mimar olmak ne demektir? Diğerlerinin gördüğü boşluğa bina görmek demektir. Gece boyunca cephayı yeniden çizmek, doğruyu bulana kadar o linayı bulmak demektir. Şehrin nefesini dinlemek ve ona hangi evin ihtiyacı olduğunu anlamak demektir. “Kendi işini yapmak” demek değil, yaratılan her santimetre alan için sorumluluk taşımak demektir. Çağrışım, duramamak demektir. Tatildeyken bile etrafındaki mimarlığı bilinçaltında değerlendirmek. Başka bir şehre gidip gazetede okuduğu bir binayı gör ...
Читать далее