Şu soru, neden bazı ülkelerde yetişkinler sütü rahatça içerken, diğerlerinde sütten kaçınılıyorsa, sadece kültürel değil aynı zamanda biyolojik bir açıklamaya sahiptir. Çocukluğun ve kalsiyum kaynağı olarak sembolleştirilen süt, insan vücudunun farklı şekilde algıladığı bir üründür. Laktozu sindirme yeteneği, dünyada son derece dengesiz bir şekilde dağılmış doğal bir fenomendir. Bu, evrim, coğrafya ve geleneklerin milletlerin beslenme alışkanlıklarını nasıl şekillendirdiğini gösteren nadir örneklerden biridir.
Süt sorunu genetikleri
Süt tüketimine olan yetişkinlerin yaklaşımlarını anlamak için genetiklere bakmak gerekir. İlk başta insanlar, çoğu memeli gibi, çocuklukta laktozu sindirme yeteneğini kaybederlerdi. Süt şekerini parçalayan laktaz enzimi, yaklaşık üç yaşında, yavru süt emzimeden ayrıldığında durur. Ancak birkaç bin yıl önce bazı popülasyonlarda laktaz enziminin yetişkinlikte de aktif kalmasını sağlayan bir mutasyon ortaya çıktı.
Bu süreç, laktaz persistansı olarak bilinir ve hayvancılığın gelişimiyle yakından ilişkilidir. Sütü sindirebilenler, enerji ve protein ek kaynakları elde ederlerdi, özellikle yiyecek eksikliği olan koşullarda. Bu genetik avantaj, hayatta kalma ve özelliğin torunlara aktarılmasını sağlamıştır. Bu şekilde sütün yerel beslenme düzeninin bir parçası olduğu bölgeler oluşmuştur.
Sütün norm olmadığı yerler
Modern süt tüketim haritası, antik göç yolları ve ekonomik gelişimi oldukça doğru bir şekilde yansıtmaktadır. En fazla laktoz sindirme yeteneği, Kuzey ve Orta Avrupa'daki halklarda -İsveç, Hollanda, Almanya, İngiltere- görülmektedir. Burada yetişkinlerin %90'ı sütü rahatça içebilir.
Doğu Asya, Afrika ve Güney Amerika'da ise durum tamamen farklıdır. Çin, Japonya, Vietnam ve Kore'de çoğu nüfus laktozu tolere edemez: laktaz persistansı oranı burada %10-20'yi aşmaz. Bu bölgelerde yetişkinler, laktozu zaten parçalanmış fermente edilmiş ürünler -yogurt, kefir veya soya alternatifleri- tercih ederken sütten kaçınırlar.
Afrika'da durum heteroj ...
Читать далее